Batuhan Nar: Işıl Hocam, sizi eğitim teknolojileri alanının öncü isimlerinden biri olarak tanıyoruz. Bu yolculuk nasıl başladı? Sizi İngilizce öğretmenliğinden, Manchester’da eğitim teknolojileri yüksek lisansına ve ardından bu alanda bir kariyere yönlendiren kıvılcım neydi?
Işıl Boy Ergül: Benim için bu yolculuğun başlangıcı, katıldığım bir konferansta yaşadığım güçlü bir farkındalık anına dayanıyor. O gün, bir etkinliğin insanın düşünme biçimini ve mesleki yönünü gerçekten değiştirebileceğini ilk kez bu kadar net hissettim. Yurt dışından gelen bir konuşmacı, o dönem Twitter olarak bildiğimiz, bugün ise X adıyla anılan platformun kişisel öğrenme ağı oluşturmak ve mesleki gelişimi desteklemek için nasıl kullanılabileceğini anlattı. Ayrıca takip etmemiz için bazı isimler önerdi.
Ben de bu önerileri dikkate alıp o kişileri takip etmeye başladığımda, Web 2.0 araçlarının eğitim açısından ne kadar güçlü bir potansiyel taşıdığını fark ettim. Ardından bu araçları kendi sınıfımda denemeye başladım. Çok kısa sürede öğrenciler üzerindeki etkisini gözlemledim: Derse katılım artıyor, motivasyon yükseliyor, hatta en ilgisiz görünen öğrenciler bile sürece daha görünür biçimde dahil oluyordu. Bu deneyim, bende çok önemli bir soru uyandırdı: Eğer teknoloji öğrenmeyi bu kadar dönüştürebiliyorsa, bunu daha derinlikli ve bilinçli biçimde nasıl kullanabiliriz?
Tam da bu sorgulama döneminde, sosyal medya üzerinden Manchester Üniversitesi’nin eğitim teknolojileri alanındaki yüksek lisans programını keşfettim. Başvurdum, kabul aldım ve programı ağırlıklı olarak uzaktan, belirli dönemlerde gidip gelerek tamamladım. Geriye dönüp baktığımda, bu kararın kariyerimdeki en belirleyici dönüm noktalarından biri olduğunu açıkça söyleyebilirim. Çünkü o süreç, yalnızca yeni bir uzmanlık alanı kazanmamı değil, eğitim teknolojilerine bakışımı da kökten dönüştürdü.
Batuhan Nar: Çocukluğunuzda teknolojiyle ve dijital cihazlarla (yoktu sanırım o zamanlar????) ilişkiniz nasıldı?
Işıl Boy Ergül: Aslında teknolojiye olan merakım çocukluk yıllarıma uzanıyor. O dönem bugünkü anlamda dijital cihazlar hayatımızda bu kadar yaygın değildi; ancak ben bilim ve teknolojiyle ilgili her şeye büyük bir ilgi duyuyordum. Gazetelerin bilim ve teknoloji eklerini hiç kaçırmadan okur, yeni bir sayı çıktığında gerçekten büyük bir heyecan hissederdim. Sanırım bugün yaptığım işin temelleri de o yıllarda atıldı.
Batuhan Nar: Her eğitimcinin bir “davası” vardır. Sizin eğitimdeki temel motivasyonunuz, “öğretmen gelişir, toplum değişir” inancınızın kökenleri nelerdir? Bu inanç, kariyerinizdeki kararlarınızı nasıl şekillendirdi?
Işıl Boy Ergül: Bu inancın kökeninde, kendi hayatımda iz bırakan öğretmenler var. Ortaokuldaki İngilizce öğretmenim Nihal Kara, daha o yaşlarda bize ileride üniversitede hangi bölümü okumak istediğimizi düşündürürdü. Ben de onun ilhamıyla İngilizce Öğretmenliği okumaya karar verdim. Teknolojiye olan ilgimin temellerinde ise yine ortaokul yıllarımda çok kıymetli bir öğretmenimin etkisi var. Matematik öğretmenim, internetin Türkiye’de henüz çok yeni olduğu bir dönemde bize, “Ne iş yaparsanız yapın, teknolojiyi mutlaka işinize dahil edin; ileride alışverişi bile internetten yapacağız” demişti. Bugünden bakınca ne kadar güçlü bir öngörü olduğunu daha iyi anlıyorum.
Benim hayatımda öğretmenler sadece bilgi aktaran kişiler olmadı; ufkumu genişleten, yönümü belirleyen ve bana cesaret veren insanlar oldular. Bu yüzden öğretmenlerin dönüştürücü bir güce sahip olduğuna yürekten inanıyorum. “Öğretmen gelişir, toplum değişir” düşüncesi benim için sadece bir slogan değil; bizzat yaşayarak gördüğüm bir gerçek. Kariyerim boyunca aldığım kararları da bu inanç şekillendirdi. Öğretmenleri güçlendiren her çalışmanın, aslında çok daha geniş bir toplumsal dönüşümün başlangıcı olduğuna inanarak ilerledim.
Batuhan Nar: Eğitim Teknolojileri Zirvesi (ETZ) ve TeacherX gibi iki önemli teknoloji ve eğitim platformlarınınkurucususunuz. Neden ağrısız başınıza bu dertleri aldınız?????
Işıl Boy Ergül: Sanırım bunun en kısa cevabı şu: Çünkü sahada çok güçlü bir ihtiyaç gördüm ve buna kayıtsız kalamadım. ????
ETZ’nin hikayesi de aslında böyle başladı. 2014 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ilk Eğitim Teknolojileri Zirvesi’ni düzenledim. Ondan önce katıldığım bir teknoloji zirvesinde çok önemli bir şeyi fark etmiştim: Öğretmenler elbette kendi aralarında buluşuyor, deneyim paylaşıyor ve birbirlerinden öğreniyorlardı; ancak teknoloji dünyasında üreten, geliştiren ve geleceği şekillendiren insanlarla aynı zeminde yeterince bir araya gelemiyorlardı. Oysa gerçek dönüşüm, eğitimcilerin yalnızca birbirinden değil, teknoloji ekosisteminin içinden gelen vizyoner isimlerden de beslenmesiyle mümkün olabilirdi. Öğretmenlerin ilham verici, ufuk açıcı, dünyadaki gelişmeleri doğrudan takip edebilecekleri ve farklı disiplinlerden insanlarla temas kurabilecekleri güçlü buluşma alanlarına ihtiyaç olduğunu gördüm. Eğitimciler büyük bir özveriyle çalışıyorlardı; fakat çoğu zaman kendilerini yenileyecek, besleyecek ve geleceğe dair heyecanlarını tazeleyecek bu tür çok boyutlu ortamlara yeterince erişemiyorlardı. Ben de tam burada önemli bir boşluk olduğunu düşündüm.
TeacherX ise doktora tezimin bir sonucu olarak bu ihtiyacın daha sürdürülebilir ve daha derin bir cevabı olarak doğdu. Öğretmenlere sadece bir günlük ilham yetmiyor; sürekliliği olan, erişilebilir ve nitelikli bir mesleki gelişim ekosistemi gerekiyor. Çünkü dönüşüm bir seminerle başlayabiliyor ama ancak süreklilikle kalıcı hale geliyor. TeacherX’i kurarken de amacım yalnızca öğretmenlere eğitim sunan bir platform oluşturmak değildi. TeacherX, sadece bir öğretmen eğitimi platformu değildir; okulların dijital dönüşüm ve mesleki gelişim yolculuğundaki stratejik çözüm ortağıdır. Kurumların hem bizden hem de birbirlerinden ilham aldığı, kolektif öğrenme kültürüyle büyüyen güçlü bir ekosistemdir.
Açıkçası bu işler dışarıdan bakıldığında biraz “dert almak” gibi görünebilir. Ama ben buna hep başka türlü baktım. Eğer bir öğretmenin gelişimine, bir okulun dönüşümüne ve dolayısıyla öğrencilerin geleceğine katkı sunabiliyorsanız, o “dert” çok anlamlı bir sorumluluğa dönüşüyor. Benim için ETZ de TeacherX de tam olarak böyle doğdu: Sahadaki ihtiyacı görmek, buna samimi ve güçlü bir cevap üretmek ve eğitimi birlikte daha ileri taşımak istemek.
Batuhan Nar: Bu girişimleri hayata geçirme sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bu zorluğun üstesinden nasıl geldiniz?
Işıl Boy Ergül: En büyük zorluklardan biri, bu girişimleri büyük ölçüde kendi imkanlarımla hayata geçirmek ve sürdürülebilir kılmak oldu. Böyle bir yola kurumsal bir güvence ya da hazır bir destek mekanizması olmadan çıkmak elbette ciddi bir risk içeriyor. Hele eğitim ve teknoloji gibi sürekli dönüşen iki alanda üretmeye çalışıyorsanız, sorunlar da hiçbir zaman tamamen bitmiyor; sadece şekil değiştiriyor.
Ama ben yol boyunca şunu öğrendim: Sorunlara bakıp orada kaybolursanız ilerleyemiyorsunuz. Benim yaklaşımım her zaman, probleme takılıp kalmak yerine seçeneklere odaklanmak oldu. Her zorlukta kendime “Buradan nasıl bir çıkış yolu üretebilirim, nasıl ilerleyebilirim?” diye sordum. Sanırım beni ayakta tutan şey de tam olarak buydu: pes etmemek, esnek kalmak ve her koşulda yeni bir yol açmaya çalışmak. Çünkü bir işe gerçekten inanıyorsanız, karşınıza çıkan engeller sizi durdurmaktan çok, sizi daha dayanıklı ve daha yaratıcı hale getiriyor.
Batuhan Nar: 2015 yılında “Apple Seçkin Eğitmeni” olarak tanındınız. Bu unvan size ve çalışmalarınıza ne gibi yeni kapılar açtı, vizyonunuza nasıl bir katkı sağladı?
Işıl Boy Ergül: Bu unvanın bana sağladığı en büyük katkılardan biri, çok güçlü ve ilham verici bir uluslararası networkün parçası olmak oldu. Eğitimde teknolojiye yaratıcı ve etkili biçimde yaklaşan çok değerli eğitimcilerle aynı topluluk içinde yer almak, bakış açımı ciddi biçimde genişletti. Farklı ülkelerden, farklı deneyimlere sahip insanlarla bir araya gelmek; hem yaptığım işi yeniden düşünmemi hem de daha büyük düşünmemi sağladı.
Apple’da sunum yapmak da hayatımda yaşadığım en heyecan verici deneyimlerden biriydi. O an, yaptığım işin yalnızca kendi çevremde değil, daha geniş bir ölçekte de karşılık bulabildiğini hissettim. Bu deneyim, vizyonumu uluslararası ölçekte besleyen ve eğitim teknolojilerine daha geniş bir perspektiften bakmamı sağlayan önemli bir dönüm noktasıydı.
Batuhan Nar: Yapay zekanın eğitimin geleceğindeki rolü sıkça tartışılıyor. Sizin “Yapay zekâ bir araç değil, yeni bir boyuttur” sözünüz çok çarpıcı. Bu yeni boyutta öğretmenin rolü nasıl dönüşüyor? Öğretmenler bu yeni boyuta nasıl adapte olmalı?
Işıl Boy Ergül: Aslında bu ifade bana değil, UNESCO’nun özellikle altını çizdiği bir yaklaşıma dayanıyor. UNESCO, bir yandan yapay zekanın yalnızca yeni bir araç olarak değil, eğitimi yeniden şekillendiren yeni bir boyut olarak ele alınması gerektiğini vurgularken, diğer yandan da çok önemli bir uyarıda bulunuyor: “Neyin geldiğini görmüyorsanız, yeterince dikkatli bakmıyorsunuzdur.” Bir başka güçlü hatırlatma da şu: Geleceğimizi belirleyecek olan, makinelerin zekâsından çok insanlığımızı nasıl beslediğimizdir.
Tam da bu nedenle öğretmenin rolü ortadan kalkmıyor; aksine daha da kritik hale geliyor. Bu yeni boyutta öğretmen, etik pusula olan, eleştirel düşünmeyi besleyen ve öğrencinin teknolojiyle kurduğu ilişkiyi bilinçli biçimde yönlendiren kişi haline geliyor. Başka bir deyişle, yapay zeka yaygınlaştıkça öğretmenin insani, pedagojik ve etik rolü daha da görünür oluyor.
UNESCO’nun öğretmenler için önerdiği yapay zeka yetkinlik çerçevesi de bize bu dönüşümün yönünü açıkça gösteriyor. Öğretmenlerin yapay zeka okuryazarlığını geliştirmesi, yapay zekanın temel çalışma mantığını anlaması, mesleki yaşamında kullanabileceği uygulamaları tanıması; bununla birlikte etik, güvenli ve sorumlu kullanım konularına güçlü bir hassasiyetle yaklaşması gerekiyor. Çünkü yapay zeka doğru kullanıldığında eğitime çok önemli katkılar sunabilir; ancak bilinçsiz, kontrolsüz ya da etik dışı kullanımı hem öğrenme süreçleri hem de toplum açısından ciddi bedeller doğurabilir.
Batuhan Nar: “Hiper kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri” kavramından bahsediyorsunuz. Geleneksel sınıf ortamında, farklı öğrenme hızlarına sahip öğrencilere yönelik bu deneyimleri tasarlamak isteyen bir öğretmene nereden başlamasını önerirsiniz?
Işıl Boy Ergül: Öğretmene ilk önerim, kişiselleştirme ile hiper kişiselleştirme arasındaki farkı netleştirerek başlaması olur. Kişiselleştirme, öğrencinin geçmiş performansına, ilgi alanlarına ve öğrenme geçmişine göre ona uygun içerik sunmaktır. Hiper kişiselleştirme ise bunun ötesine geçer; öğrencinin o andaki anlama düzeyini, öğrenme hızını, motivasyonunu ve ihtiyaçlarını dikkate alarak öğrenme deneyimini dinamik biçimde uyarlamayı gerektirir. Bunu geleneksel sınıf ortamında öğretmenin tek başına sürekli olarak yapması oldukça zordur. Bu nedenle gerçek anlamda hiper kişiselleştirme, güçlü pedagojik tasarım ile doğru yapay zeka ürünlerinin birlikte kullanılmasıyla mümkün hale gelir. Öğretmenler başlangıçta öğrencilerini daha yakından tanımaya, kısa geri bildirim döngüleri kurmaya ve aynı öğrenme hedefine ulaşmak için farklı içerik ve görev seçenekleri sunmaya odaklanabilir.
Batuhan Nar: Dijitalleşme ile birlikte gelen “dijital vatandaşlık”, “sanal kimliği koruma”, “siber suçlar”, “ekran bağımlılığı” gibi kavramlar da gündemde. Bu konularda okullara ve ebeveynlere düşen en temel sorumluluklar nelerdir?
Işıl Boy Ergül: Bu konularda hem okullara hem de ebeveynlere düşen en temel sorumluluk, önce kendilerini doğru kaynaklardan beslemeleridir. Sosyal medyada karşılarına çıkan parçalı ve çoğu zaman doğrulanmamış bilgilerle hareket etmek yerine, okulların sunduğu eğitimlere katılmaları, uzmanlardan ve öğretmenlerden öğrenmeleri çok önemlidir. Çünkü dijital vatandaşlık, sanal kimliği koruma, siber suçlar ya da ekran bağımlılığı gibi başlıklar sadece teknik değil; aynı zamanda pedagojik, psikolojik ve etik boyutları olan konulardır.
Okullar bu konuda sadece öğrencileri değil, velileri de kapsayan bilinçlendirme süreçleri tasarlamalı; ebeveynler de bu sürecin dışında kalmak yerine aktif bir parçası olmalıdır. Çocukları dijital dünyada korumanın yolu sadece yasak koymak değil, onlara doğru rehberlik etmek, riskleri konuşmak, sağlıklı sınırlar belirlemek ve güven ilişkisi içinde dijital yaşam becerileri kazandırmaktır. Kısacası, bu alanda en önemli sorumluluk panikle değil bilgiyle, kontrolle değil bilinçli rehberlikle hareket etmektir.
Batuhan Nar: Yoğun bir temponun içinde hem çalışan bir kadın hem bir girişimci hem anne hem de eş olarak tüm bu rolleri dengede tutmanın sırrı nedir? Size bu tempoda enerji veren, sizi besleyen rutinleriniz var mı?
Işıl Boy Ergül: Kusursuz bir denge kurduğumu asla söyleyemem ama beni besleyen bazı rutinlerim var: ailemle vakit geçirmek, seyahat etmek, okumak ve spor yapmak.
Batuhan Nar: Bu enerjinizden dolayı Android dedikleri doğru mu size? ????
Işıl Boy Ergül: Evet, bunu duyduğumda ben de çok şaşırmıştım. Hatta bana bunu söyleyen yönetici, o sırada organize ettiğim ETZ’den bile habersizdi. ???? Sanırım enerjim ve aynı anda birçok şeyi yürütebilme halim, insanlarda böyle bir izlenim bırakıyor.
Batuhan Nar: Işıl Boy Ergül bugünlerde eğitimde geleceği görmek için nelere bakıyor, neleri veya kimleri okuyor, kimleri takip ediyor?
Işıl Boy Ergül: UNESCO, Avrupa Konseyi, Digital Education Council, Avrupa Komisyonu ve OECD’nin raporlarını, çerçeve metinlerini ve politika belgelerini takip ediyorum. Ayrıca mümkün oldukça etkinliklerine katılıyorum.
Batuhan Nar: Mesleğe yeni başlamış bir öğretmene, kariyerinin ilk beş yılı için vereceğiniz en değerli tavsiye ne olurdu?
Işıl Boy Ergül: Kendinizi farklı alanlarda geliştirmeye açık olun; ama bir yandan da gerçekten merak duyduğunuz bir konuda derinleşin ve uzmanlaşın. Etkinliklere katılın, mesleki çevrenizi geliştirin, farklı insanlarla bir araya gelin. Çünkü öğretmenlikte ilk yıllar sadece deneyim kazanma değil, aynı zamanda kendi yönünüzü inşa etme dönemidir.
Batuhan Nar: Bu söyleşiyi okuyan erk sahiplerine, binlerce eğitimciyeve ebeveyne Türkiye’de eğitimi bir adım ileriye taşımak için yarın sabah yapabilecekleri bir eylem çağrınız olsa, bu ne olurdu?
Işıl Boy Ergül: Öğretmeni her bakımdan yüceltmek. Çünkü eğitimin kalbi öğretmendir. Öğretmenine değer vermeyen bir toplum, geleceğini de güçlendiremez.
Batuhan Nar: Bu soru benim demirbaş sorum. Köy Enstitüleri benim için ………… demektir. Çünkü …?
Işıl Boy Ergül: Köy Enstitüleri benim için değişim, dönüşüm ve gerçek gelişim demektir. Çünkü öğretmeni yalnızca ders anlatan değil, toplumun kaderini değiştiren dönüştürücü bir güç olarak gören çok kıymetli bir eğitim anlayışını temsil eder.
Batuhan Nar: En son hangi kitabı okudunuz?
Işıl Boy Ergül: En son okuduğum kitap tam olarak bu değil ama son zamanlarda en beğendiğim ve özellikle tavsiye ettiğim kitaplardan biri Harari’nin Neksus kitabı.
Batuhan Nar: Hayatınız bir kitap olsaydı, bu kitabın adı ve şu an okumakta olduğumuz bölümün başlığı ne olurdu?
Işıl Boy Ergül: Hayatım bir kitap olsaydı adı Çaba olurdu. Şu anki bölümün adı ise Sadeleşmen Lazım olurdu. Çünkü bazen üretmenin en güçlü hali, her şeye yetişmeye çalışmak değil; gerçekten önemli olana odaklanabilmektir.
Batuhan Nar: Bazı kelimeler söyleyeceğim bu kelimeler sizinle alakalı diye düşünüyorum. Sizin için ne ifade ediyor tek kelime ya da bir cümleyle söyler misiniz?
Ege: Oğlum
Kırmızı ceket: Dikkat
Teknoloji: Hobi
Mimar: Kardeşim Betül
Sahne: Sunum
Seyahat: En sevdiğim
Topuklu ayakkabı: Zorunluluk
Golf: Egehan
Yapay zeka: Dönüşüm
Tutku: Öğretmek
Sosyal sorumluluk: Eğitim
İstanbul: Dünyanın en güzel şehri
Valiz: Seyahat
Biten Pil (%1): Stres
Başöğretmen: Atatürk
Kahve: Her gün mutlaka
Ekip: TeacherX & ETZ


