Dr. Anooshirvan Miandji İle Söyleşi: “200 Kelime Düşünen Bir İnsan, 2000 Kelime Düşünen Bir İnsanı Anlayamaz!”

  • Merhaba yakın zamanlarda -artık sizi tanımayan var mı bilmiyorum ama- bilmeyenler için kısaca Anooshirvan Miandji kimdir?

Ben aslen İran Azeri Türküyüm ve 1995 den beri Ankara’da yaşamaktayım. Başta Eczacılık okudum sonra Farmasötik Kimyada uzmanlık yaptım ve nihayet Bilim Tarihi ve felsefesinde Doktora derecesi aldım. Çeşitli üniversiteler ve okullarda ders vermekteyim, 20’ ye yakın kitabım bulunmaktadır. 300’ e yakın konuşma ve seminerim olmuştur. Halen bilim, felsefe üzerine yetişkinlere ve çocuklara kitaplar yazmaktayım.

 

  • İsminizin telaffuzu ile ilgili zor anlar ya da ilginç diyaloglar yaşadığınız oldu mu?

Evet:))) Anooshirvan Miandji ( enuşirvan miyancı olarak okunur) söylemek biraz zor, üniversitede iken arkadaşlarım pratik bir çözüm bulup bana Şirvan demeye başlamışlardı, yakın arkadaşlarım da hep Şirvan der. A, zıt demektir eski Farsçada, noosh, ölüm demektir, revan, ruh demektir; Anooshirvan, “ölümsüz ruh” demektir ve eski bir pers kralının lakabıdır, dünyada bu isim en fazla 3-5 kişide vardır sanırım. Miandji de “arabulucu” demektir.

 

  • İran’dan Türkiye’ ye uzanan renkli bir öykü… Nasıl oldu İran’dan çıkış, burası, eğitim ve kariyer hayatınız?

Sene 1991, 20 yaşındayım. 2 senelik askerliğimi bitirmişim, Tebriz’de kitapçı arkadaşımın dükkânında takılıyorum. Bol bol İngilizce okuyorum ve Hollanda, Belçika’daki mektup arkadaşlarımla yazışıyorum.

Antwerp deki bir arkadaşım, şöyle bir yazı yazmıştı mektubunda “…3000 senelik medeniyetinizden çok etkilendim, Farsça öğrenmeye karar verdim, bana yardımcı olabilir misin?” Neredeyse gezmediğim kitapçı kalmadı. Sadece 1961’ de Amerikalı bir yazarın çok yüzeysel hazırladığı bir kitap buldum o da çok hatalı ve eksikti. Çok utandım, 3000 sene medeniyet ama dilimizi doğru dürüst yabancılara öğretecek kitabımız yok. Bu durumda 20 yaşında bir genç ne yapar, “üzgünüm bulamadım” der, demi? Ben işte onu yapmadım, bir defter ile bir kalem aldım, babama gittim, baba durum böyle böyle bir kitap bulamadım ben yazmaya karar verdim dedim. O da yaparsın oğlum dedi. Neyse kitabı ne zorluklarla yazdığımı, kaç tane hocanın arabasının peşinden koştuğumu, üniversitede tüm kapıları çaldığımı yazmayacağım. Ama hikâyede çok ilginç bir pasaj var ve bu yazıyı yazma sebebim de odur.

Kitabı yayıncı arkadaşım yayınlayacak ama önce dizdirmemiz lazım. 3 sütun var; İngilizce, Farsçanın fonetiği ve Farsça. O günkü bilgisayarlarda fonetik alfabesi yok, çok sıkıntı yaşıyoruz. Neyse sonuçta bir dizgi merkezi buldum düşünün 20 bilgisayar var, herkes çalışıyor, sahibi bir tıp doktoru. Anlaştık, orada diziyorlar ama çok yavaş ve hatalı oluyor. Sonuçta ben kendim dizmeye başladım. Bir hata yapıyorum 60 sayfa siliniyor, bir elektrik gidiyor 50 sayfa siliniyor, uzun lafın kısası kitap bitti. Bugünün parası ile dizgici kitabın tamamı için 80 TL istedi. yayın evine gittim, çok para dediler, biz 20 liraya dizdiriyoruz dediler vermeyiz dediler.

Şaştım kaldım, ne yapacağım dedim, bir başka kitapçıya girdim. Bir bilgisayardan bir dosya nasıl kopyalanıyor diye öğreten kitap var mıdır dedim. Oradaki bir müşteri “ Ben elektrik mühendisliğinde öğrenciyim şu kitabı al MS DOS işlemlerini öğretiyor” dedi. Aldım sabaha kadar okudum, bir floppy disket aldım ve dizgici ye gittim, yayınevi ücreti ödemeyecek benim babam ödeyecek ama şu kitabın sonunda bir düzeltme yapmam lazım dedim. Beni farklı bir bilgisayara bir odada oturtturdular ve dosyayı farklı bir klasörden açtılar. Çok değişik ve tuhaf geldi bana. Bin musibet kitabı diskete kopyaladım ve oradan ayrıldım.

Ertesi gün, kendi kitabımı kendim çaldığım için tuhaf bir duygu ile yayın evine gittiğimde “ Haberin var mı?” dediler, “ “Senin dizgici Telekom’u rehber yazacağım diye 2 trilyon dolandırmış ve dün gece kaçmışlar! Tüm yazarlar, yayıncılar kapısında toplanmış ama nafile tüm dosyaları, bilgisayarlarda taşımışlar.” Şok oldum, demek ben kitabımı kıl payı kurtarmıştım.

Kitabı bin musibet kâğıtsız parasız çıkarttık (1994), yayın evi bana her şey için 20 kitap + 50 lira para verdi. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Tek teselli kitabın girişinde yazdığım 12 sayfa için Stockholm üniversitesinde 20 kredilik bir burs almamdı ki Tahrandaki İsveç elçiliği paran yok, yaşın küçüktür diye vize vermedi, gidemedim.

Sene 1998 Ankara’da Türk eczacılar birliğinde gençlik kollarındayım. Bilgisayarda araştırma yapıyorum, baktım ki New York’ta bir yayıncı, benim kitabımı almış basmış! Yazıştık, İran’la aramızda telif hakkı anlaşması yok, siz bizim kitapları basıyorsunuz bizde sizinkini dedi. Sonra 2001 de bana bir sözlük teklifi ile geldiler. Onu yazdım, parasıyla eczacılığı bitirdim ve önceki kitabın da hakkını ödediler ( Tebriz’deki yayıncının ödemediği hakkı fazlasıyla geri aldım).

Bu iki kitap beni Bilkent’e akademisyen olarak soktu. Oradaki kaynakları kullanarak tıbbi bitkiler atlasını yazdım. O da beni eczaneye soktu. Eczanede laboratuvar kurdum ve binlerce ilaç hazırladım bu da bana majistral kitabı yazdırdı. Bu kitap bana bir eczacılık ödülünü kazandırdı ve yeni projeler getirdi. Bundan elde ettiğim kaynaklar da felsefe doktoram için pek çok kitabı ve kaynağı toplama fırsatı yarattı. El eli yıkadı, o da dönüp yüzü yıkadı. Durmadım, Oxford üniversitesinden bilim felsefesi ve eleştirel düşünme sertifikalarına kadar uzandı.

Demek ki o küçük ama zor karar beni nereden nereye getirdi. Sartre der ki: “Her seçim bir vazgeçiştir.” Ben kolay seçeneği seçmedim, zoru seçtim. Kendi kitabımı kurtarma cesaretim o zaman çok küçük bir şey gibi gözükebilir ama siyah kuğu kuramındaki gibi ( olması zor bir olay gerçekleştiğinde etkisi büyük olur) etkisi çok büyük oldu.

Bir mıh bir nal kaybettirir. Bir nal, bir atı, bir at bir komutanı ve bir komutan orduya savaşı kaybettirir. Hayatınızda ayrıntılara önem verin, çünkü bir mıh misali çok şeyi değiştirebilir.

Bir mıh çakın ama dürüst bir mıh olsun, sonra hayatınızı o mıh üzerine kurun.

 

  • Çocukluğunuza dair en çok neyi özlüyorsunuz?

Ben çok güzel bir çocukluk yaşadım, çok hareketli ve meraklıydım. Dört yaşında iken babama “ Baba, güneş enerjisini nereden getiriyor? Neden bitmiyor?” diye sormuşum. O zamanlar İran’ da TV yayınları yeni başlamıştı ve sabahları 3 saat doğrudan ABD den İngilizce bilimsel belgeseller yayınlanıyordu. Onların benim merak dünyamı geliştirmede etkisi olmuştu. Bir de ben oyuncakları hep söküp onların içine bakan biriydimJ

 

  • Felsefeye ilginiz ilk ne zaman başladı?

Üniversitede, akademide, meslekte ve toplumda çeşitli arızalar ve sorunları görünce bir yerden sonra sorgulamaya başlıyorsunuz. Eğer vazgeçmezseniz o zaman felsefesinin alanına girmiş bulunuyorsunuz. Biz de dededen babadan kalma sorunlar var ve bu sorunlara karşı yürüttüğümüz akıl yetersiz ki bir türlü kalıcı çözüm bulamıyoruz, işte ben o akıl yürütmedeki arızaları fark edince peşine düştüm.

 

  • Modern Farsi (1994, İran), Digital konuşma sözlüğünü (1996,Türkiye), Beginner’s Persian (1997, ABD), Farsi-English/English-Farsi Concise Dictionary (2003, ABD), Tıbbi Bitkiler Atlası (2010, Türkiye), Süzme Felsefe (2012, Türkiye), Majistral Reçeteler kitaplarından sonra Muz Cenneti ve Filozof Meşe Kitaplarınız çıktı. Özellikle Samanadam, Muz Cenneti ve Filozof Meşe kitapları daha çıkmadan dinleme fırsatını bulduğumdan özel sayıyorum kedimi… Bu kitaplar nasıl ve hangi duygularla yazıldı?

Her yazarın malzemesi toplumdur. İnsan sosyal bir varlıktır, topluma bakarsanız, eğer kötü kalpli biri iseniz o eksiklerin kalmasını ve onlardan beslenmeyi isterseniz. Eğer iyi kalpli biri iseniz o eksikleri gördüğünüzde onları gidermek istersiniz. Yazar olmak için bir derdiniz olmalı, yoksa bencil biri genellikle kendini kurtarmakla meşgul olduğu için toplumun genelini merak etmez. Burada hatırlatmam gereken bir şey var, bir kitap yayınlanana kadar yazarın, yayınlandıktan sonra okurundur. Bahsettiğiniz Samanadam, Filozof Meşe ve Muz Cenneti’nin  çok satanlar listesine girme başarısı tamamen okurların içtenlikle kitaplara sahip çıkmasından gelmektedir.

 

  • Bilim felsefesi alanında kendini geliştirmek isteyen kişilere ne tür önerilerde bulunursunuz?

Bilim Felsefesi, Bilim + Felsefe sözcüklerinden oluşur, yani bu iki alanı iyi bilmek gerekir. Felsefe işin sav tarafı bilim ise işin nesnel tarafı ile ilgilenir. Felsefesiz bilim kör koşucudur. Felsefe özellikle bilgi teorisi açısından hem mantıksal hem ahlaksal olarak bilim için neler yapması gerektiğini ve neler yapmaması gerektiğini söyler.

 

  • Herkesin bilmesinde yarar gördüğünüz bir hayat tecrübeniz var mı?

Ahlak mantıktan önce gelir. Ahlakın olmadığı yerde mantık kazanmak için her yola başvurur. Bu yüzden neler yapmayacağımız neler yapacağımızdan önce gelir. Örneğin “ben kimseye zarar vermem.” “Zarar vermemek, faydalı olmaktan önce gelir” Bu benim hayatımdaki mottomdur.

 

  • Bir şeyin orijinaline sahip olabilseniz, o ne olurdu?

Cehaletimin sınırlarını bilmek isterdim.

 

  • 200 kelime ile düşünen bir insan 2000 kelime düşünen insanı anlar mı?

Anlayamaz :))) denedim. Bir kavram sizin zihninizde yoksa o ya sizi teğet geçer ya da alnınızın ortasına çarpıp geri döner.

 

  • Hayatın basit zevkleri arasından asla vazgeçemeyeceğiniz rutinleriniz nelerdir?

Müzik dinlemek, yürümek ve okumak ve en çok sevdiğim paylaşmak.

 

  • Kediniz Pişan… Sizin için çok özel. Kediniz Pişan’la ilişkiniz?

Pişan artık bir kedim mi emin değilim. Ona okuduğum çeşitli felsefe kitapları sanırım onlar bir çeşit evrimleşmeye yol açtı, artık kedi gibi miyavlamıyor da miragumamigu… gibi sesler çıkartıyor. Ya yeni bir dil icat etti ya da geçiş aşamasındadır. Bir de benim Pişan’ dan öğrendiğim şeyler var, mesela kız çocuğu olduğu için, kadınların tavırları ve tepkileri hakkında inanılmaz benzerlikler var:)

 

  • Hangi bilim insanı ile yan yana fotoğrafınız olsun isterdiniz? Neden?

Ludwig Wittgenstein, çünkü sistematik bir şekilde felsefi sorunların aslında dil sorunları olduğunu ispatlayan ilk filozoftur. Wittgenstein’ın geçen yüz yılda yarattığı etkisini sonuçlarını aktarmaya kitaplar yetmez.

 

  • Hayatınızla ilgili bir belgesel yapılıyor. Sountrack’inde çalan parça ne olurdu?

Barbastella, Hans Zimmer den.

 

  • Sosyal medyada sözleriniz caps ya da post olup paylaşılıyor. Öyle ki Altınordu FK tesislerinde “Beyin bir donanımdır herkeste vardır, akıl bir yazılımdır herkeste yoktur.” Sözünüz bile yazıldı. Bu kabul görüş size ne hissettiriyor.

Önce bir sorumluluk sonra iç huzur.

 

  • İlkokullarda felsefe dersi konulması hakkında düşünceler var. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz.

Felsefe tüm bilimlerin atasıdır, çünkü sahip olduğumuz en büyük güç düşünme yeteneğimizdir ve bunu sağlayacak yegâne etkinlik felsefedir. Felsefe okul öncesi verilmedir. Mantık, etik, akıl yürütmenin sınırları… O zaman bireyler hem dünyaya hem ulusumuza yakışır insanlar olacaktır.

 

  • Safsata bilim, batıl inanışlar hakkında ülke ve toplum olarak ne durumdayız?

Kötü, pek çok akıl yürütme hatası olan safsatalar ve önyargılar dilimize ve geleneğimize sirayet etmiş bulunmaktadır. Üzülerek ve utanarak itiraf etmeliyim ki üniversiteler ve akademiler bile bunu ıskalamış durumda. Bu sorun neredeyse tüm sorunların başında geliyor. Toplum olarak sürekli “başkalarını suçlamak” ( attribution fallacy= Atıf Önyargısı) veya “işimize geleni görmek” ( Comfirmation Bias= Teyit Önyargısı) yerine “Ben Yanılabilirim” demeyi, her gün şiar etmeliyiz.

 

  • Elinizde sihirli bir değnek olsaydı, dünyada neyi değiştirmek isterdiniz?

Önyargıları yenmek isterdim.

 

  • Son olarak söylemek istedikleriniz.

Verdikçe artan tek şey sevgidir, sevmekten vazgeçmeyin.

 

  • Teşekkürler 🙂

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir